Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2024/6199 E., 2025/3931 K.
Kefaletin şekil eksikliği nedeniyle geçersiz olması, dava dışı şirketin borçları için resmi senetle ayrıca kurulan ipoteği etkilemez; kefalet ve ipotek bağımsız teminatlardır.
“İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına ve özellikle ipotek resmî senedine göre ipoteğin, dava dışı şirketin borçlarına ilişkin olarak da verilmiş olmasına göre”Kararın kendi metninden
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/717 Esas, 2024/1225 Karar
Bölge Adliye Mahkemesi kararı birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
1.Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkili ile dava dışı şirket arasında imzalanan genel kredi sözleşmesine davalının kefaletinin bulunduğunu, borcun ödenmemesi üzerine başlatılan icra takibine davalının itirazının haksız olduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davacı vekili birleşen dosyanın dava dilekçesinde; davalı tarafından müvekkili aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatıldığını, müvekkilinin dava dışı şirketin kullandığı krediye rehin/ipotek veren olarak gösterildiğini, ancak genel kredi sözleşmesi ve ipotek belgesindeki imzalar müvekkiline ait olsa da bu belgelerin muhtevasının müvekkilinden habersiz haricen doldurulduğunu, ipotek belgesinde kefalet miktarını gösteren kısmın bizzat yazılmadığını, miktarın ihtarname ile öğrenildiğini, müvekkilinin bilgisizliğinden yararlanılarak önce ipotek evrakının bir kaç gün sonra da kredi sözleşmesi evrakının imzalatıldığını, ipotek kurulması için gerekli geçerlilik şartlarının bulunmadığını ileri sürerek müvekkilinin davalıya herhangi bir borcunun olmadığının tespitine, dava konusu ipoteğin iptaline ve davalı aleyhine kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili 21.11.2022 tarihli dilekçesi ile yargılama devam ederken taşınmazın satılması sebebi ile satıştan elde edilen bedel olan 358.000,00 TL'nin yasal faiziyle birlikte istirdat davası olarak devamına, kalan bakiye alacak yönünden ise davanın menfi tespit olarak devamına ve kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde, genel kredi sözleşmesindeki yazıların müvekkili tarafından yazılmadığını, müvekkilinin kefaletinin geçerli olmadığını savunarak davanın reddine ve kötüniyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
2.Davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde, davacının dava dilekçesinde, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takibe konu edilen ipotek belgesi ve ticari kredi sözleşmesindeki imzaların kendisine ait olduğunu kabul ettiğini, ipoteğin geçerli olduğunu savunarak davanın reddine ve kötüniyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile icra takibine konu sözleşme üzerindeki el yazısının davalıya ait olmadığının tespit edildiği, kefalet sözleşmesinin tarihinin 20.06.2016 olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 583. maddesinde kefalet sözleşmesinin geçerliliği için el yazısı ile yazılma şartının öngörüldüğü, takibe konu sözleşmede kefalete ilişkin el yazıları davalıya ait olmadığından kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığı, ancak davacının takibi kötüniyetle açtığına dair herhangi bir delil bulunmadığı, birleşen davada ise; davaya konu ipoteğin paraya çevrilmesi talepli icra takibine konu ipotek sözleşmesinin genel kredi/kefalet sözleşmesinden farklı olduğu, ipotek sözleşmesinin 21.06.2016 tarihli işlemle, genel kredi/kefalet sözleşmeden bağımsız olarak ve bu sözleşmeden önce yapıldığı, davacının ... İlindeki taşınmazını dava dışı şirketin T.C. Ziraat Bankası'ndaki kredilerinin teminatı olarak 500.000,00 TL bedelle 1. dereceden ipotek verdiği, söz konusu ipotek sözleşmesini geçersiz kılacak her hangi bir durumun bulunmadığı, davacı imzasını taşıyan ipotek sözleşmesi nedeniyle davacının davalı bankaya borçlu bulunduğu ve davalı bankanın davaya konu ipoteğin paraya çevrilmesine ilişkin icra takibini açmakta haklı olduğu, dava devam ederken ipoteğin paraya çevrildiği, davalı bankanın ipoteğin paraya çevrilmesine konu takip nedeniyle alacağını tahsil etmiş olduğu, ipoteğin fekkine ilişkin talep bakımından davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle asıl davanın, davacının icra inkar ve davalının kötüniyet tazminatı taleplerinin reddine, birleşen davada ipoteğin fekkine ilişkin talep bakımından karar verilmesine yer olmadığına, birleşen dosya davacısının menfi tespit, istirdat ve kötüniyet tazminatı taleplerinin reddine, karar verilmiş, hüküm, asıl ve birleşen dosya taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kefalet sözleşmesinde kefilin sorumlu olduğu miktarın, kefalet türünün kefilin el yazısıyla yazılmasının kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartı olduğu, işbu davada sadece müteselsil kefalet ibaresi değil, kefilin sorumlu olduğu azami miktar ile kefalet tarihi ve müteselsil kefalet ibarelerinin davacının eli ürünü olmaması nedeniyle 21.06.2016 tarihli 500.000,00 TL limitli sözleşmenin geçersiz olduğu, asıl davanın reddine dair kararın isabetli olduğu, takip haksız olmakla birlikte, takibin kötüniyetli olmadığı anlaşıldığından davalının kötüniyet tazminatına ilişkin talebinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, birleşen dosyada; davacı vekilinin, davaya konu kefaletnamenin ve ipoteğin geçersiz olduğunu, kefaletnamede el yazılarının müvekkiline ait olmadığından geçersiz olduğunu, kefalet ve ipoteğin birlikte değerlendirilmesi gerekirken ayrı ayrı değerlendirmesinin hatalı olduğunu ileri sürdüğü, ancak kefalet ve ipoteğin farklı hukuki kurumlar olup, geçerli olmaları için gerekli şekil şartları ve sağladıkları teminatın niteliğinin farklılık arz ettiği, ipotek ve kefalet birbirinden bağımsız olup, kefaletin geçerli olması için TBK'nın 583. ve 584. maddedeki şartların mevcut olması geçerlilik şartı iken, ipoteğin geçerli olması için yazılı eş rızası aranmadığı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 194. madde hükmüne göre aile konutu bakımından eşin rızası şart ise de davacı tarafça ipotek tesis edilen konutun aile konutu olduğu iddia edilmediği gibi, bu konuda bir belgeye de delil olarak dayanılmadığından tapuda resmi ipotek senedi ile kurulan ipoteğin geçerli olduğu, üzerinde ipotek kurulan taşınmazın, ipoteğin paraya çevrilmesine dayalı icra takibi üzerine paraya çevrildiği, ipoteğin geçerli olması, süresi içinde borcun ödenmemesi, davacının ihtarname ile temerrüde düşürülmesi karşısında, davalı alacaklı bankanın ipoteğin paraya çevrilmesine dayalı icra takibi başlatmasında ve taşınmazın satılmasında bir usulsüzlük olmadığı ve davacının menfi tespit-istirdat iddiasının yerinde olmadığı gerekçesiyle tarafların istinaf başvurularının esastan reddine, asıl dava yönünden kesin olmak üzere karar verilmiş, hüküm, birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Asıl dava, genel kredi sözleşmesine kefalet nedeniyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali talebine, birleşen dava ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipten dolayı borçlu olunmadığının tespiti, ipoteğin fekki ve istirdat taleplerine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına ve özellikle ipotek resmî senedine göre ipoteğin, dava dışı şirketin borçlarına ilişkin olarak da verilmiş olmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, birleşen dosyada davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden birleşen davada davacı yükletilmesine, 02.06.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.